31 Temmuz 2014 Perşembe

Sınırlar arasından geçmek

Tam bir hafta oldu. Yola çıkarken birisi bize güzergah içinde geçeceğimiz sınırlar hakkında fikrimizi sorsa, sanırım bunu yola çıkmadan evvel oldukça yüzeysel cevaplardık. Bugün bunun hakkında söyleyecek çok şeyimiz var. Bununla ilgili en çarpıcı gözlem sanırım Bulgaristan sınırından geçeceğimiz son sınıra ulaştığımızda fark ettik. Bir ülkeden bir ülkeye ondan da bir diğerine geçerken bozulan radyo frekansları bize artık bir başka ülkenin sınırlarına yaklaştığımızın sinyallerini veriyordu. Dilini bilmediğiniz bir ülkeden tanıdık gelmeyen melodiler ve şarkıları dinlerken, bir anda başka melodilere geçmek miydi sınır? Çok uzaklardaki bir bayrağın dalgalanışını seyretmek mi yoksa? Ya da gişelerden geçerken pasaportuna vurulan bir damga mıydı? Sahi nedir bu sınır? İstanbul’a 60 km. var yazısını yorgun gözlerle süzerken suratlara yansıyan bir tebessüm mü? Sınır’da biriken yoğun trafikte  birkaç yüz kilometre önce dinlenme tesislerinde gördüğün tanıdık bir yüz mü? Sahi onu Sırbistan sınırında da görmüş olamaz mısın?

Birbirini takip eden arabalar, birçok farklı ülkenin plakalarıyla ardisira dizilmiş arabalar... Garip olan şu ki, sakin yollarda erkeklerin koltukta olduğu arabalarda, trafik bastırmaya başladığında kadınların sürücü koltuğunu kısa süreliğine devralmasıydı. Yine trafik iyice sıkışmaya başladığında otoban boyunca sınıra kadar yürüyüşe geçenler de yolculuğun çilesi hakkkında bizlere geçmişe dair yolculuğun zorluğu hakkında bir fikir veriyordu. İşte bu anlarda insanların fikirlerine ve duygularına dokunmaya başladığımızda tüm yorgunluklarına rağmen türlü şikayetlerde bulunuyorlar. İşin garip tarafı bunu her yıl çekmesine ve şikayette bulunmasına rağmen sürekli bunu sürekli yapıyor olmasındaydı.

Herkesin bir sebebi vardı. Akrabalarını ziyaret etmek isteyen, denizine, yaylasına, köyüne gitmek isteyen ve sadece gitmek isteyen... İşte sınırlar belki de bunun için var. Geçilen her bir sınır, hedefe bir adım daha yaklaşmak ve hedefe vardığında yorgunluğun ve uzun bir yoldan gelmenin gayretiyle günün doğan ilk ışığını ve bir bayram sabahını anayurtta yaşamak.

Üzerinden tam bir hafta geçti ve biz Türkiye’deyiz. Bu kadar yol gittikten sonra akıllarda kalan soru şu: Daha gidilecek kaç yol var? Bunun cevabını vermek güç, fakat bir şey çok açık: hepimiz yolda aynıyız. Yol bizlere şunu fark ettirir: Burada bir yol üzerinde insanlar var, herkes bir yere gitmek istiyor, kimileri gidiyor kimileri gidemiyor, ama sen burdasın ve herkesle aynı yoldasın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder